YAZILARIM

EĞRİ OTURSAK DA DOĞRULARI KONUŞALIM
                                          

Sevgili okuyucular,
Ülkemiz yerli ve yabancılardan oluşan bir takım ihanet gruplarının istilasına uğramış durumda. Ulusal birlik ve beraberliğimizi bozacak etnik ayrımların yapıldığı, yurttaşı olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarına saygısızlığın arttığı, dinin siyaset ve çıkar aracı olarak kullanıldığı bir devri yaşıyoruz.
Peki bu ihanet faaliyetlerine karşı çıkacak olan medyadaki yazar-bozalar, aydınlar, bilimadamları, güvenlik güçleri ve yasa yapımcıları ve de ülkeyi yönetenler neredeler?.
Kulakları duymuyor, gözleri görmüyor mu?
Bu gidişat iyi değil Türk milleti!.
……
Aydın ve bilim sınıfına dahil olanlar susuyor.
Halktan yana olması gereken medya organları gerçekleri yazmıyor.
Eğitim kurumlarında çocuklara, gençlere vatan, millet sevgisi gibi milli duygular aşılanmıyor.
İmam Hatip ve İlkokullarda  çocuklara gerici, bilimden uzak medrese eğitimi veriliyor.
Halk gerçekleri yansıtmayan gazete, radyo ve televizyon haberlerinden, sözde köşe yazarlarının, bilimadamlarının televizyon tartışmalarında bir yerlere yaranmak için yalakaca ileri sürdükleri fikir ve görüşlerinden tiksiniyor..


Rahmetli Devlet eski bakanlarından Kamran İnan’ın ifade ettiği gibi gerçekten dünyada içinden en çok ihanet, hain grupları çıkan bir devlet haline dönüştük. Bu gruplar;
-Keşke Yunan ordusu kazansaydı diyorlar.
-Laikliği dinsizlik olarak ifade ediyorlar.
-Mensubu olduğu milletini, soykırım yapmakla,Kürtleri öldürmekle,azınlıklara eziyet etmekle suçluyorlar.
-Dünyanın en saygın asker ve devlet adamı kabul edilen Atatürk’e, arkadaşlarına ve O’nun ilkelerine,inkilâplarına/devrimlerine karşı çıkıyorlar.
-Askerler kurdu diye bugünkü çağdaş, laik cumhuriyetimize karşı çıkıyorlar.”
AB-D’yi arkalarına alarak sığındıkları demokrasi, insan hakları,düşünce ve ifade özgürlüğü kavramlarını kullanarak kendilerine kalkan yapan bu ihanetçi/hain sözde aydın, bilimadamı, siyasetçi ve gazeteci sürüsüne neden göz yumuluyor o da ayrı bir muamma !
Yoksa Türkiye Cumhuriyeti rejimini,ülkesinin bölünmez bütünlüğünü korumakla görevli olan resmi kurumların mensupları derin uykudalar mı ?.
Bu ihanet/hain gruplarına  karşı alınacak tedbirler konusunda  bir uyarı yapmış ama unutanlar var.. İşte Atatürk’ün o uyarı sözleri ; …memleketin ve istikbalin içerden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı masuniyeti için bütün milliyetçi ve laik cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lazımdır.. ….aynı cinsten olan kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidir.”
e-posta: hulusisenel@yahoo.com
……………………………………………………………………
SEVDİĞİM SÖZCÜK-
“Önemli olan, ülkeyi temelinden yıkan, milleti esir ettiren
iç cephenin-düşmanların susturulmasıdır “  ATATÜRK

*******


YABANCI ÜLKELERDEKİ TÜRK ÇOCUKLARI
ASİMİLE OLMA TEHLİKESİNDE

“ Düşünürler, “Bir milletin ana dili, o milletin kalbidir, beynidir… Dil, milletin fertlerini ve nesilleri birbirine bağlayan bir zincirdir. Bu zincirin halkalarında meydana gelebilecek kopukluklar, bugünü tarihten koparır “ derler..Ne kadar doğru bir tesbit değil mi?” 
                                           …………………………………..
                                                                        
Sevgili okuyucular,
Düşünürler, “ Bir milletin ana dili, o milletin kalbidir, beynidir… Dil, milletin fertlerini ve nesilleri birbirine bağlayan bir zincirdir. Bu zincirin halkalarında meydana gelebilecek kopukluklar, bugünü tarihten koparır “ derler..Ne kadar doğru bir tesbit değil mi?
Daha önceleride bir kaç defa değindiğim bu konuya tekrar yani çocuklarımızın-gençlerimizin  anadillerini, kültür ve tarihlerini öğrenmeleri gerektiği konusuna değinmek istiyorum.
Siz, istediğiniz kadar, ‘ Eğitim dille yapılır. Dil, insanların ve milletlerin hayatında bir yaşam damarı varlık sebebimizdir ‘diye konuşun, yazın, çizin. Kimse duymuyor, ilgilenmiyor, tedbir alma yoluna gitmiyor. Bugün dış ülkelerdeki hatta Türkiye’deki çocuklarımızın-gençlerimizin içinde bulundukları en büyük sıkıntılarından biri, ana dilleri Türkçeyi, kültürümüzü ve tarihimizi doğru dürüst öğrenememeleri. Böyle olunca da asimile olmaları kolaylaşmakta.

Bu konu öyle geçiştirilecek bir konu değil. Hepimizin bildiği gibi Tükiye’nin önünde  bir Ermeni, Asuri-Süryani soykırımı, Kıbrıs, Ege denizi ve PKK gibi ciddi sorunlar var. Ve bunlar sık sık temcit pilavı gibi Türkiye’nin önüne konularak ülkemiz için tehlike arzedecek tavizler isteniyor.

Bu sorunlar adece dış temsilcileri ile  halletmek zor. Lobilere ihtiyaç var. Her yıl milyonlarca dolar verilerek bir-iki lobi kuruluşları ile bu sorunlar halledilemez. Türkiye’nin yapacağı şey, bugün Avrupa ülkelerinde, Amerika’da, Kanada’da ve Avustralya’da beş milyonu aşan yurttaşlarını özellikle gençlerimizin eğiterek güçlü bir lobi oluşturmak olmalı. Bu sorunları ancak bu şekilde halledebilir.
Bu önemli konuyu ihmale devam  edersek, aynı zamanda dış ülkelerdeki  çocuklarımız-gençlerimiz pek tabii ileri ki yıllarda öz kimliklerini kaybedecek ve zaman zaman “ Ben kimim “ diye kendi kendilerine soracaklar.

Yıllar önce Sydney’de katıldığım bir eğitim toplantısında Avustralyalı bir Eğitimci şöyle demişti :
“ Bu ülkede yetişen göçmen çocukları, hayâllerini bu ülkenin diliyle kurmalı.Ancak bu ülkede başarılı olabilmeleri için onlara ana dillerinide iyi öğretmeli. Aksi halde ana dilini öğrenemeyen çocuklar yaşadıkları ülkenin dilinide iyi öğrenemezler. ‘’
Yine Sydney’in Dulwich Hill semtinde Tuğçe Ülkü isimli  öğrencimizde bir toplantıda velilere  şöyle sesleniyordu;
Sayın büyüklerimiz sizlere sesleniyorum.Ana dilimizi yani Türkçemizi iyi öğrenebilmemiz için bize yardımcı olun. Bizlerin anadilimizi öğrenmemizde aileye düşen görev büyüktür.Unutmayın, sizlerle, çocuklarınız arasındaki en önemli köprüde dildir.”

UTANILACAK BİR DURUM
Aşağıda okuyacağınız konu her ne  kadar eski olsa da önemine binaen bugünde, yarında güncelliğini korumakta ve koruyacakta..  Konu, bir televizyon muhabirinin yurt dışında yaşayan Türk gençleriyle yaptığı bir röportajda, gurbetçi gençlerin sorulara verdikleri şaşırtıcı cevaplar. Gençlerin cevapları, o proğramı izleyen benim gibi milyonlarca Türkü hayretler içinde bıraktı.
Örneğin,  gençlerden bazıları Türkiye Cumhuriyetinin başkenti olarak Ankara yerine Adana dedi.Mustafa Kemal Atatürk’ü tanımadıklarını,Türkiye Cumhuriyetini kimin kurduğunu ve ne zaman kurulduğunu bilemediler.
-19 Mayıs,30 Ağustos ve 23 Nisan size neleri hatırlatır “ sorusuna ise şu şekilde cevap verenler oldu;
-23 Nisan Çocuk bayramı ama neler oldu bilmiyoruz.”

Bu sırada gençlerden biri,
yahu 19 Mayıs benim ablamın doğum günü “ der.
Şimdi soruyoruz ; Bu utanç kimlerin acaba ?

Gurbette yaşanan bu acı gerçekler karşısında ; ebeyven olarak ilgili ve yetkili  kişiler olarak, medya olarak tümümüze büyük görevler düştüğünün farkına varalım artık. Çocuklara-gençlera ‘ ağaç yaş iken eğilir ‘ ata sözü misali, dilimizi, kültürümüzü, tarihimizi, örf ve adetlerimizi öğretmede geç kalmamalıyız.Çünkü onlar Türkiye’nin geleceği, Türkiye’nin fahri elçileridir.

Devlet her yıl dış ülkelerde her semtte-mahallede açılan camilere Hoca-İmam, Eğitim Ataşesi gönderir ve bunlara her ay binlerce dolar maaş öder. Hoca’nın-İmam’ın görevi beş vakit namaz kıldırmak! Eğitim Ataşelerinin görevide bakanlığın gönderdiği broşürleri, kitapçıkları velilere, çocuklara dağıtmak!

Bana kalırsa yabancı ülkelerde Dinadamlarına, Eğitim Ataşelerine değil, Eğitim Uzmanlarına ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın yurt dışındaki çocuklar için hazırlayacağı standart bir eğitim kitabına ihtiyaç var.  Eğitim uzmanları Türkçe kurslarında verilen eğitimi,  eğitim veren kişi-lerin kalitesini kontrol etmeli. Hoca-İmam gibi din görevlileride boş zamanlarında çocuklarımıza anadil Türkçeyi, kültürümüzü ve tarihimizi, yurttaşlık bilgilerini öğretmede katkıda bulunmalılar.

YABANCI ÜLKELERDEKİ  TÜRK GENÇLERİ SORUYOR,
“ BEN KİMİM – Who am I ? “
Gençlik bir toplumun geleceği olduğuna inanıyorsak, dış ülkelerdeki çocuklarımızla-gençlerimizle ilgili problemleri tesbit etmek, çareler aramakta görevimiz. Bu görev başta  ebeyvenler olmak üzere TC Devleti’ne, yabancı ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarımıza, aydınlarımıza düşüyor.

Avustralya’da Türklerin çoğunluk olduğu  Sydney’in Auburn belediye kütüphnesinde  Türkçe kitapları karıştırırken elime foto kopy tekniğiyle hazırlanmış “ Who am I – Ben Kimim ? “ adlı bir kitapcık geçti. Şöyle ayak üstü bir göz attığımda ilginç buldum ve hemen bir yere oturup dikkatle okudum. Kitapçığı Sydney’deki Türkiye  Üniversite Mezunları  Derneği hazırlamış. Kitapçıkta  Avustralyadaki Türk gençleri arasında “ Ben Kimim-Who am I ? “ konulu kompozisyon yarışması için gönderilen yazılar arasından seçilmiş olanlar yer alıyor.

Kompozisyon yazıları kitapçıkta bir kısmı Türkçe bir kısmı da İngilizce olarak yer alıyor. Çünkü gençlerin büyük bir kısmı Türkçeye hakim olmadığından yazılarını İngilizce (onuda İngilizce sayarsak tabii!) yazmış.
Gönül isterdi ki,hepsi Türkçe yazılmış olsun.. Kompozisyonların bir kısmı soruya cevap verecek nitelikte bile değil. Ancak, bazıları var ki, üzerinde durulması,düşünülmesi gerekiyor. Şimdi bu kompozisyon yazılarından bazı örnekleri, kısaltarak buraya aktaracağım ki, ebeyvenler, TC Devleti, aydınlar, öğretmenler ve ilgililer belki harekete geçerler;

Tolga ALTINIŞIK,
“…her zaman kendime sorular soruyorum.Her halde birşeylere akıl erdiriyor olmalıyım. Bizler ileride ne olacağız ?
1968 de gelen birinci nesil kendini ve benliğini koruyor. İkinci nesil ise yarı buralı, yarı Türkiyeli.Onlarda tam olarak kaybolmadı.Ama biz üçüncü nesil  tam olarak Avustralyalı mı olacağız ?
…Günün birinde bir Avustralyalı, bir İtalyan ya da başka milletten yapacağımız evlilik hayatımız olabilir.Çocuğumun kim olduğu sorulduğunda ben ne diyeceğim ? Günün birinde unuttuğum sülalemi ve soyumu çocuklarıma nasıl anlatacağım? “

Emine İNAL,
“…bu güzel ülkemiz Avustralya’da gençlik olarak birlik ve beraberlik içinde dil, ırk ve kültür farkı gözetmeden, büyük bir hoşgörü içinde,kişisel ve toplumsal dargınlıkları da kaldırarak yaşayacağımızın inancı içindeyim.
…..Yeter ki, anne ve babalarımız  bizlere doğru yolu göstersinler.Türk kökenli Avustralyalıyız ve bundan da gurur duyuyoruz.”

Ürün Toprakçı,
Öğretmeninin “ Sakın gitme, diren. Orada seni peçeye sokacaklar.O geri kalmış ülkeye geri gidilir mi ? dediğini anlatıyor. Daha sonra tekrar Avustralyaya döndüklerinde ‘ Ben Kimim ? ‘kompozisyon yazısında öğretmeninin o sözlerine tepkisini şöyle gösteriyor  ;“….iki yüzyıllık değil, binlerce yıllık medeniyetin, Osmanlının, çağdaş Atatürk Cumhuriyetinin, anadolu toprağının ürünüyüm ben,‘’

Filiz TOSUN ,
“…Avustralya da yaşayan bir Türk genci olmanın en zor yönü, iki kültür arasında yaşamak zorunluğudur.  Avustralyada yaşamak,yaşamın her alanında Batının kültürüyle bütünleşmek demektir.Bunun yanında Türk kültürünü yaşamak zorunluğunu da eklediğinizde, kendinizi sürekli olarak iki ayrı yöne çekilen bir insan olarak düşünüyorsunuz. Ben Avustralyada doğmuş ve burada yetişmiş bir Türk kızıyım.Avustralya kültürünün iyi taraflarını benimserken,kendi kültürümle de bağlarımı koparmıyorum.
…. Ama bir çok Türk genci kendi kültüründen koparak,tamamen Avustralyalılaşmaya başladı.Bu da beni korkutmaktadır. Çünkü Türk gençlerinin kültürünü kaybetmekle çok önemli olan Türk kimliğini de kaybettiklerine inanıyorum.Avustralyada yaşayan bir Türk genci olarak,kaybolmamamız için dilimize,kültürümüze sıkıca sarılmalıyız.Eğer biri karşımıza çıkar da ‘Sen kimsin ?’ diye sorma cesareti gösterirse,hiç tereddüt etmeden ‘ben Türküm ‘diyebilmeliyiz.”

Özlem YORMAZ,
“… O gün benim için iyi mi ya da kötümü olduğuna akıl erdiremediğim fakat etrafımdaki herkesin ‘Allah’ın şanslı kulları’ diye nitelendirdiği bizlere Ankara’dan  nihayet haber gelmişti.Annem ve babam mutluydu.Onlar vatan için canlarını seve seve  verebilirlerdi. Fakat artık dayanacak güçleri kalmamıştı. İkisi de çaresiz vatandan ayrılmanın hepimiz için kurtuluş olduğuna inanmışlardı.
Çünkü Türkiyede yaşama koşulları günden güne zorlaşıyordu.Tek şans okyanusların ortasında, bize en zor zamanımızda elini uzatan Avustralya idi. Benim seçenek yapmam olanaksızdı.Çünkü bir yanda havasıyla,suyuyla bana can katan Türkiye’m, öte yanda anneme,babama iş ve gelecek garantisi veren Avustralya vardı.
Sabah güneş doğarken Sydney havaalanına inmiştik.Sanki bugün güneş bizim için doğmuştu.Mutluluk, sevinç, özlem,üzüntü ve bu arada yavaş yavaş içimde filizlenmeye başlayan hasretlik vardı!.
Özlem Yormaz yazısının sonuna eklediği dizelerinin şu iki satırı ise dikkat çekici idi bence ;
Alın götürün beni vatana
Orada gömün beni dostlar…

Who am I – Ben Kimim ? adlı kitapçıkta düşüncelerini, duygularını yazan gençler, bugün  çoluk-çocuk  sahibi oldular. Merakım ise, yaşadıklarını örnek alarak acaba çocuklarına anadillerini, kültürlerini ve tarihlerini öğretme konusunda bir gayret gösterdiler mi?
Gençlerle ilgili sorunlar, toplantılarda, kahve ve cami köşelerinde konuşulur ama alınması gereken tedbirler konusunda kimse poposunu kaldırıp harekete geçmez.Bu konuda çok yazdım, TRT’de dile getirdim, baı yetkililere ilettim ama sonuç boş…
Ne demiş Fuzuli ;

Söylesem  tesiri olmuyor,
Sussam gönlüm razı olmuyor 
Benimde bu konuda susmaya gönlüm razı olmuyor..

e-posta: hulusisenel@yahoo.com

********
CUMHURİYETİN AMACI;
HALKIMIZI ÇAĞA UYGUN UYGAR
BİR TOPLUM HALİNE GETİRMEKTİR.
Sevgili okuyucular,
ATATÜRK, “ Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların-devrimlerin amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün manâ ve biçimiyle uygar bir toplum haline getirmektir “ der.
Ancak Atatürk’ün bu amacını-arzusunu yerine getirmek yani Türk  milletinin uygar-çağdaş toplum haline gelmesi için o ülke aydınlarına büyük görevler düştüğü de bir gerçek. Ama gel gelelim ki, ülkemizde kendilerini aydın sananların bir bölümü, milletine ve ülkesine ihanet eden, karanlık işlerle uğraşan, batı işbirlikçisi hainler grubu !..
Bu hainler grubunun bir kısmı ABD, bir kısmı AB ve bir kısmı da  İran, Suudi beslemeleridir. Bu beslemeler yani işbirlikçi hainler; Batılıların Lozan yerine Sevr’i  geri getirme, Humeynici ve Suudicilerde Atatürk’ü inkâr ve O’nun kurduğu Laik cumhuriyet rejimini yıkma amaçlarına hizmet etmekteler.
………
Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş Sydney Alevi Kültür Merkezinin davetlisi olarak Avustralya’ya gelmiş ve bir  sohbet toplantısı yapmıştı. Bende o sıralar Sydney’de olduğum için bu toplantıya katılmıştım. Bilindiği gibi Vural Savaş, yazdığı kitaplarıyla, makaleleriyle, konferanslarıyla Atatürkçülüğü en çok savunan ve Türkiye üzerinde oynanan tehlikeli oyunları açıklayıp, halkımızı aydınlatmaya ve bu arada uyuyanları da uyandırmaya çalışan yurtsever bir aydınımız ve hukukçumuz.
Vuran Savaş Sydney’deki bu sohbet toplantsında, Osmanlı’dan ( Cumhuriyet devri dahil )  bu yana, Türkiye üzerinde oynanan tehlikeli oyunları anlattı Osmanlı zamanında  Türk  kimliğine sahip çıkmanın ,savunmanın bir aşağılama olduğunu, aynı durumun bugünde yaşandığını, Türküm yerine Türkiyeliyim dedirtilmeye çalışıldığını söyledi ve
“ Türk milleti etnik kimliklere, mezheplere  bölünerek Türk birlik ve beraberliği parçalanmak isteniyor “dedi.
Türk kimliği üzerinde oynanan oyunlarla ilgili olarak Ziya Gökalp’ten örnekler de veren Savaş, Osmanlı zamanında yönetimde olan bir grubunun, Osmanlı devleti ibaresine Türk kimliğinin eklenmesine, halka Türk halkı demenin aşağılanma ve suç olduğunu anlattı. Son yıllarda ülkemizde laikliğin yok edilerek Humeyni, Suudi gibi gerici-yobaz bir sistemin ön plana çıkarılmak istendiğini, bu gericiliğin artması ile tehlikelerin de arttığına dikkat çekti.
Avrupa Birliği’ni iki yüzlü, soysuzlar grubu olarak ifade eden Savaş, bu birliğin Türkiye’yi parçalamak için elinden ne geliyorsa onu yaptığını, para gücüyle içimizden satın aldıkları işbirlikçi-komisyoncularla beraber çalıştığını hatta el altından da PKK terör örgütünü desteklediğini söyledi.

Daha sonra “ Bugün iktidar dahil çok sayıda kimse bilerek veya bilmeyerek AB üyeliğini savunuyorlar. Halbuki AB’nin üyelik için Türkiye’nin önüne sürdüğü gizli  şartları, tuzakları inceleseler, bilseler Türkiye’ye karşı kurulan tuzakları daha iyi anlayacaklar ve karşı çıkacaklar “ diyen Savaş, ülkesini ve milletini sevenlerin,  Atatürkçülerin-Kemalistlerin AB üyeliğinin karşısında olmalarını istedi ve kendisinin de sonuna kadar mücadele edeceğini ifade etti..
……
Sevgili okuyucular,
Büyün önder ve devlet adamı Atatürk’ün , Türk milleti olarak başarılı olmamız için bizlere nasıl hareket etmemiz gerektiğini tavsiye eden şu sözlerini herkesin dikkatle okumasını istiyorum;
Bir milletin başarısı, mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşmasıyla mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak, ayni esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim. "
Biliyorsunuz AB’nin sinsi düşmanlıklarından biri de Türk milletinin birlik ve beraberliğinin çimentosu olan Atatürkçülüğe ve O’nun ilke ve inklâplarına karşı çıkması. Bu da Vural Savaş’ın ifade ettiği gibi iki yüzlü ve soysuzluğunu ifade etmekte.
Bu nedenle AB üyeliğinde bilinçsizce ısrar edenlere de Atatürk'ün bir başka önemli sözünü daha hatırlatmayı görev sayıyorum;
" Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım."
............................................................
SEVDİĞİM SÖZCÜK - 
“ Önce doğruyu bilmek gerekir; doğru bilinirse
yanlışda bilinir, ama önce yanlış bilinirse doğru bilinmez.”


*********

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HULUSİ ŞENEL KİMDİR