TARİHTEN SAYFALAR


ANZAC’LAR VE AVUSTRALYADA
YATAN İKİ ŞEHİDİMİZ



Sevgili okuyucular,
Çanakkale savaşıyla ilgili törenler bilindiği üzere her yıl kutlanıyor. Ve bu törenlere Avustralya ve Yeni Zelanda’dan binlerce Anzac torunu yanısıra üst düzey katılımlarda oluyor.

100 yıl önce Çanakkale’ye savaşına katılan Anzac gönüllüleri ne için geldi biliyor musunuz?
Batılı haclıların,  “ Müslüman Türkler Avrupayı işgal edip müslümanlaştıracak, hıristiyanlığı yok edecekler! ” yalanı nedeniyle.

Tabii sonradan bunun gerçek olmadığını anlayan Avustralyalı ve Yeni Zelandılı askerler ve halkları Türklere karşı özel bir sevgi ve saygı duyarak güzel bir dostluk kurdular.Bu dostluğu Çanakkale savaşı sonrası yurduna dönen Avustralyalı Teğmen Oliver Hogue, ‘Anzac’ adlı şiirinde şöyle dile getiriyor;

“ Türkler bize, biz onlara eşit
             olarak saygı duyduk;
Abdül iyi ve temiz savaşçı –
biliyoruz, ona karşı savaştık.”

1967 yılında Türkiye ile Avustralya arasında yapılan göçmen anlaşmasına Yunanlılar/Rumlar ve Ermeniler karşı çıkarken o yıllarda hayatta olan Anzac askerleri onlara karşı çıktılar. Türklerin Avustralyalılar için gerçek bir dost olduklarını ve bunu savaşta gösterdiklerini belirterek Türklerin Avustralya’ya göç etmelerine yardımcı oldular.

Bugün Türkiye’den, Kıbrıs’tan, Balkanlardan, Ortadoğu ve Asya ülkelerinden Avustralya’ya göç eden Türk kökenlilerin sayısı bu ülkede doğanlarla beraber 500.000’ne yaklaşmış durumda. Ve içlerinde çok sayıda Türk kökenli işadamı, küçük esnaf, doktor, hukukçu ve siyasetçi var ve hepsinin vatandaş olmaları nedeniyle Avustralya’da söz sahibiler. Ekonomiye büyük katkıları var.Sadece Döner kebab işinin katkısı yılda üç milyar doları buluyor.

Siyasete katılan Türklerin sayısıda az değil. Çok sayıda belediye mecli üyesi ve başkanı var. İkisi İzmir’li biri Denizli’li olmak üzere Milletvekili ve bakan olanlarda var.
.......

VE AVUSTRALYA’DA YATAN
İKİ ŞEHİDİMİZ    

1.Dünya Savaşı sırasında Avustralya ile Türkler arasında ilk savaş Çanakkale’de değil, 1 Ocak 1915’te Avustralya’nın Broken Hill kasabasında başladı ve 25 Nisan’da da Gelibolu yarımadasına sıçradı. Avustralya ve Yeni Zelanda bu savaşa ANZAC adıyla anılan birlikle (ANZAC - Australian and New Zealand Army Corps)  katıldı.                                              
                           
Avustralya’nın bir maden kasabası olan Broken Hill’e yıllar önce yerleşen Türk kökenli Afganlardan seyyar dondurmacı Gül Muhammed ile kasap Molla Abdullah, Avustralyalıların Osmanlı Devleti karşı savaşa katılma ve gönüllü asker gönderme kararına karşı çok üzülürler.Çünkü, binlerce kilometre uzaktaki Türklerle, Avustralyalıların savaşmalarına bir neden yoktur.

Yaşadıkları kasabadaki duvarlarda “ Gönüllü asker aranıyor ” ilânlarını görünce iyice öfkelenen Gül Muhammed ve Molla Abdullah Osmanlı Hlifesinin tüm dünya Müslümanlarına yaptığı cihad çağrısını duyunca Avustralya’ya savaş ilân ederler..

Eğitimleri sonrası Çanakkale’ye savaşa gidecel gönüllü askerler 1 Ocak 1915’te kasaba yakınlarındaki bir yere aileleriyle pikniğe giderler. Bunu duyan Gül Muhammed ve Molla Abdullah silahlarını kuşanarak kasaba dışında uygun gördükleri bir yerde dondurma arabasını kendilerine siper yapıp mevzilenerek trenin gelmesini beklerler. Çanakkale’ye savaşa gidecek gönüllü askerler ile yakınları katıldıkları yılbaşı pikniğinden maden vagonlarından oluşan trenle kasbaya dönerlerken Gül Muhammed ve Molla Abdullah ellerindeki Osmanlı bayrağını açarak  askerleri korkutarak gitmekten vaz geçirtmek için  “Allah! Allah!..” nidalarıyla ateş açarlar.

Ne olduğunu anlamadan bir anda kurşun yağmuruna tutulan kasaba halkı ve gönüllüler şaşkın bir vaziyette feryada başlarlar. Bu ani saldırı karşısında bazıları vagonlarıın içine yatarken, bazıları da trenden atlayarak kaçmaya başlarlar. Bu arada bir kişi vagondan atlayıp kaçmak isterken, bir başkası da korkutma bahanesiyle atılan kurşunlarla yaralanır.

Makinist treni hızla olay yerinden uzaklaştırarak kasabaya ulaşır ve durumu kasaba yetkililerine bildirir.  Olay kasabada hemen yayılır. Polis, Avcılar Kulübü üyeleri ve silahlı halktan oluşan 500 kişilik silahlı topululuk Gül Muhammed ile Molla Abdullah’ın peşine düşer.                            

İki kafadar dondurma arabasını bırakıp, kasaba dışında saklanacak bir yer bulmak için olay yerinden hızla uzaklaşırlar. Kasaba dışında yaşlı bir Avustralyalı’ya ait eski bir kulübe görürler. Saklanmak için yaklaştıklarında, olaylardan habersiz kulübenin yaşlı sahibi ikisini de silahlı görünce gözü pek tutmaz ve içeri almadığı gibi kapıyı da yüzlerine kapatır. Buna sinirlenen iki savaşçı yaşlının ayağına bir el ateş ederek sığınacak yer aramağa başlarlar.
                                      
İki savaşçı kasabanın batı bölümünde şimdi " Türk kayalığı " diye anılan eski adı “ Beyaz kayalar” olan yerde büyükçe bir kayayı kendilerine siper yaparak saklanırlar. Bölge düz araziden oluştuğu için kolayca görülüp öldürülebileceklerinide düşünürler. Bu sırada cephaneleri azalmış,yiyecek, içecekleri de bitmek üzeredir.Tanrıya dua etmekten başka bir çareleri kalmamıştır.

Çok geçmeden silahlı halk ve polisler iki savaşçının yerini bularak saldırıya geçtiklerinde ilk olarak polis şefi yaralanır. Bu sırada çapraz ateşe geçen polis ve halktan atılan kurşunlardan bahçesinde odun kesmekte olan yaşlı bir Avustralyalı isabet alarak ölür. Sonuçta Gül Muhammed olay yerinde, Molla Abdullah ise ağır yaralı olarak hastaneye götürülürken vefat eder.                              
                                                         
Olay sonrası galeyana gelen halk öfkelenir ve Broken Hill’de yabancılara ve 1. Dünya Harbinde Türk dostu olarak bilinen Almanların kulübüne saldırırlar ve kulübü ateşe verirler. Daha sonra kasaba dışında olaylardan habersiz deve ile nakliyat yapan Afganlıların kamplarına da saldırı düzenlerler.                         

Olayın yaşandığı Broken Hill’de o tarihte yayınlanan mahalli gazeteler, belgeler incelendiğinde 1 Ocak 1915 tarihindeki ilk Türk-Avustralya savaşında; dördü Avustralyalı olmak üzere Gül Muhammed ve Molla Abdullah ile beraber altı kişi hayatını kaybederken, yedi kişi yaralanır. Bu Avustralya ile Türkiye arasındaki ilk savaş sayılır.
........

Bu iki cesur Şehit için Canberra Büyük Elçimiz ve Araştırmacı-Yazar N.Bilâl Şimşir, 1997’de bir şehitlik yapılmasını düşünür. Çünkü Gelibolu’da ölen Avustralyalı askerler için yapılmış bir anıt vardır. “ Bizim şehitlerimiz içinde burada da bir anıt olsun” diye düşünür.  B. Elçi Şimşir Türkkayalığı denilen yerde, yapılacak " Türk Şehitlik Anıtı" na Atatürk’ün ANZAC askerlerinin annelerine hitap eden  şu mesajının yer aldığı bir plaketide koymayı düşünür.

“ Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!
Göz yaşlarınızı dindiriniz.Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Atatürk’ün bu mesajından etkilenen bir grup Avustralyalı Anzac anasıda şu mesajı yayınlar;

“ Anzac anasından Atatürk’e,
Yitirdiğimiz evlarımızın acısını sözleriniz hafifletti. Göz yaşlarımız dindi. Majesteleri kabul buyururlarsa bizler de kendilerine ATA demek istiyoruz.
Çünkü, yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce ve ilâhi.”
........

Büyükelçi Şimşir, bu iki şehitle ilgili anıt düşüncesini Avustralya Dışişleri bakanlığına iletirken bu arada Türk toplumundan da destek ister. Büyükelçimizin başvurusunu, bakanlık Broken Hill kasabası belediyesine ileterek görüş bildirmelerini ister.

Bu yazışmalar devam ederken ne yazık ki, kimliğinden, ülkesinden, tarihinden kopmuş, şehitlerine saygısız bir kısım sözde Türk, bu anıt yapma fikrine karşı çıkar. Bazıları öyle fanatikleşir ki, Avustralya ile Türkiye arasındaki savaşı önlemeğe çalışan bu iki insana "eşkiya" diyecek kadar küçülür ve adileşirler!.

Sonuçta Broken Hill kasabası Belediye Meclisi konuyu tartışır ve “Şehitler Anıtı” yerine Gelibolu’dan başlayan Türk-Avustralya dostluğu göz önüne alınarak, şehitlik değil de “ Türk-Avustralya Dostluk Anıtı” olarak yapılmasının daha uygun olacağını bildirir.

Büyükelçi N.Bilal Şimşir’in bu sırada görev süresi dolduğundan anıt işini gerçekleştiremeden yurda döner ve emekli olur.

e-posta; hulusisenel@yahoo.com


********


        
              ATATÜRK DÜNYADA BİRİNCİ LİDER

                         BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ ?
18.08.2017 de ABD'deki araştırmaya göre ATATÜRK en büyük siyasi lider. Kentucky Üniversitesi'nden psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Arnold Ludwig tarafından kaleme alınan kitapta, Atatürk, gelmiş geçmiş tüm devlet adamları arasında yapılan "siyasi büyüklük sıralamasında" birinci oldu.

Ludwig'in, 'Çağın Kralı Siyasi Liderliğin Doğası' adlı kitabında, son yüzyıla damgasını vurmuş 377 büyük devlet adamını inceledi. Ludwig'in, devlet adamlarının liderlik vasıflarını bilimsel bir objektiflikle ölçme amacıyla kaleme aldığı kitap için 18 yıl çalıştı ve XX. yüzyılda 119 ülke ve bin 941 lideri incelendi.


Prof. Ludwig, siyasi liderleri değerlendirirken, bir ülkeyi kurtarmak ya da yeniden bir araya getirmek, savaş kazanmak, toprak kazanmak, ekonomiyi düzeltmek, yeni bir ideoloji ortaya atmak, iktidarda kalma süresi ve moral açıdan örnek oluşturmak gibi özellikleri göz önünde tutarak yapıldı .
             GURURLA SÖYLÜYORUZ ATATÜRKÇÜYÜZ !
             DÜNYA LİDERİ KİMMİŞ HERKES GÖRSÜN !


*********
                        ÇİNDE ATATÜRK SEVGİSİ
                                                 Prof. Dr. Hu Zhenhua
2004 yılında Ankara’da düzenlenen Atatürk Kongresine katılan Çin’li bilim adamı Prof. Hu Zhenhua’nun yaptığı konuşma;
“ - Mustafa Kemal Atatürk sadece Türk halkı tarafından sevilen ve saygı beslenen Türk büyüğü değil, aynı zamanda Çin halkının da saygı gösterdiği büyük devlet adamıdır. Ben 72 yaşındayım. Çocukluğumdan beri Çin halkına önderlik yapan Dr. Sun Yat Sen’i bildiğim gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük öncüsü olan Mustafa Kemal’i de biliyordum.

Çin’de Mustafa Kemal Atatürk’ü bilmeyen lise öğrencisi hemen hemen hiç yoktur. Çünkü bizim ülkemizde yıllardan beri lisede mecburi ders kitabı olarak okutulan
‘Yakınçağ ve Çağdaş Dünya Tarihi’ kitabı, Mustafa Kemal ve onun önderliğindeki Türk devrimini de içermektedir. Kitabın ilk sayfasında dört büyük adamın portresi bulunmaktadır bunlar; Mustafa Kemal ATATÜRK, GANDİ, CENGİZ HAN ve LENİN.

Sizlere hediye getirdiğim bu kitabın 12. sayfasında ise Türkiye ve Mustafa Kemal devrimi anlatılırken, Mustafa Kemal’in yeni Türk alfabesini öğretmesini konu alan bir resim vardır. Resmin yanında açıklama yer almaktadır.

Dokuz (9) milyon 600 bin kilometrekare toprağı olan Çin Halk Cumhuriyeti, birbucuk milyar  nüfusa sahip ve birçok etnik grubu barındırmaktadır. Ülkemizde 33 bin 200 lise ve bu liselerde 29 milyon 138 bin öğrenci bulunmaktadır. Başka bir deyişle, Çin’de her yıl bu sayıda genç insan Mustafa Kemal’i ve Türk devrimini öğreniyor ve algılıyor. Çin halkının büyük öndere ne kadar saygı gösterdiğini ve Türk devrimini ne kadar doğru değerlendirdiğini anladığınızı umuyorum.”

İnsan Prof. Dr. Hu Zhenhua konuşmasında daha sonra, Bizde ise bazılarının elinden gelse, onu sadece ders kitaplarından değil, beynimizden bile çıkaracaklar diyesi geliyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HULUSİ ŞENEL KİMDİR